"House [to Cuddy]: If everybody lies, then trust is not only unfounded and pointless, it’s fictional. But trust is not an argument that can be won or lost. Maybe I just have to suspend my cynicism and believe. Maybe it’s time I took a leap of faith. [pause] I’m sorry."
House M.D. / Small Sacrifices 7.08
"Geçmişe baktığım vakit, boşa harcadığım tüm anları, yaşam hakkındaki bilgisizliğim yüzünden yanılmalarla, yanılgılarla, önemsiz işlerle yitirdiğim tüm anları düşündükçe bir kan damlası yüreğimi kaplıyor. En iyiye ulaşmak için değiştireceğim kendimi. Tüm umudum bundadır."
Fyodor Dostoyevski
Gölgesizler’den
“Ne zaman uyandığını anımsamıyor Nuri; gözlerini açtığında kendini mermer kaplı kocaman bir binanın içinde bulmuş. Tavanda ışıklar yanıyormuş renk renk, gene de mumlar varmış duvar diplerinde, kandiller varmış. Ama birer süsmüş onlar, saçtıkları ışıkla değil yalnızca görünüşleriyle işe yarıyorlarmış. Bir dönemin anısına yakılmışlar sanki, ya da geçmişten kopulmadığını geleceğe göstermek için. Nuri’yse ortada, sürekli oynuyormuş. Parmaklarında ziller… Ondan başka kimse yok binada, gene de kumaş hışırtıları dolaşıyor çevrede, görünmeyen yaratıkların soluk alıp verişleri duyuluyor. Nuri, onların kendini izlediklerini biliyor, çünkü arada bir o kalçalarını kıvırıp zillerini şıklattıkça alkışlıyorlar.
O sırada, durup dinlenmeden nasıl oynayabildiğini düşünüyormuş Nuri; oyun bilmezmiş ki o. Kendi düğününde bile gözlerini zurnacının baygın gözlerine yalvarırcasına dikip ellerini şöyle bir şıklatmış, o kadar. Belki de demiş, bunları düşününce, beni izleyen bu görünmez yaratıklar hiç oyun bilmiyor da benim her hareketimi bir oyun sanıyorlar.
Derken anlamış, evet anlamış; aslında oyun oynuyorum diye harman savuruyormuş o, ekin biçiyormuş tırpanla, eşeğe biniyormuş, odun kesiyomuş, ya da toprağa oturup güneşe bakıyormuş… Köyü anımsamış o sırada; demek, demiş, yaşadıklarımın hepsi bir oyundu. Demek, insan ne yapsa bir oyunun içinde… Demek, ben köyde de oyun oynamışım; çocuklarımı döverek hem de, karımı severek, hasta koyunları keserek, meyveleri devşirerek, doğanımı yaşatıp ölenimi gömerek, toprağı sürerek sonra, kuşlara bakarak, köylüleri traş ederek ya da, merhaba diyerek muhtara, oy vererek, kahvede oturarak…
Gün gelmiş, mermer kaplı kocaman binadaki ışıklar sönmüş tek tek; geride, pır pır titreyen mumlarla ölü kandillerden ve Nuri’nin zil şıkırtılarından başka bir şey kalmamış… Düşünmüş işte o an… Dursam, demiş; şık diye son vuruşunu yapsam zillerin, ne olur ki? Görünmeyen seyircilerim görünmeye mi başlar gözüme, her şeyin ötesini mi görürüm birden, ne olurum, ölür müyüm? Düşünce insanın içine düşünce, yolun yarısı tamam. Yani varılır bir yere, önceki noktada değilsindir artık ve dönemezsin. Dönsen de, eksik.”
Hasan Ali Toptaş/ Gölgesizler
sf. 59-60